Cüzdan

Vaktiyle kötü huylu bir tüccar, pazarda dolaşırken, içinde sekiz yüz altın bulunan cüzdanını
kaybetmiş. Sağa sola koşmuş; ama cüzdanı gören birine rastlamamış. Hemen bir tellal tutarak
parasını getirene yüz altın mükâfat vereceğini ilan etmiş.
Kaybolan cüzdanı çok dürüst bir adam olan kunduracı Veli bulmuş. Onu sahibi çıkana kadar
saklamaya karar vermiş. Tellalın sesini duyunca, doğruca tüccarın yanına gitmiş ve cüzdanını
teslim etmiş.

Tüccar cimri, yalancı, iyilik bilmezin biriymiş. Parasının bulunduğuna çok sevinmiş ama bunu
belli etmemiş. Hemen cüzdanı açıp paraları saydıktan sonra:
– Oooo arkadaş! Zaten sen alman gereken parayı almışsın, diyerek zavallı kunduracıya bir de
iftira etmiş.
Tüccarın yakasına yapışan kunduracı Veli:
– Bana bak efendi! demiş. Ben fakir bir adamım, ama hırsız ve sahtekâr değilim. Vâdettiğin
parayı vermeyebilirsin. Ama beni paranı çalmakla suçlayamazsın.
Pişkin tüccar Veli’yi suçlamaya devam edince mahkemeye düşmüşler.
Kadı Efendi her iki tarafı da dinledikten sonra tüccarın yalan söylediğini anlamış. Ona iyi bir ceza
vermeyi kararlaştırmış. Fakat kızdığını belli etmemiş. Kararını şöyle açıklamış:
– Tüccar cüzdandaki parasından yüz lira alındığını, kunduracı ise hiç para almadığını söylüyor.
Ben onlara inanıyorum. Her ikisi de doğru söylüyor. Anlaşılan şudur ki, kunduracının bulduğu
cüzdan bir başkasına aittir. Sahibi çıkıncaya kadar saklanacaktır.

Cimri tüccar yaptığı haksızlığa pişman olmuş, ama iş işten geçmiş.
Bu iyilik bilmez tüccarın hali, Peygamber Efendimizin şu hadîs-i şerifini hatıra getiriyor:

İnsanlara teşekkür etmeyen
ALLAH’a da şükretmez…

Eğer beğendiyseniz beğenip paylaşarak bize destek olabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.