Başarısızlık Öyküleri

Başarısızlık öykülerine ihtiyacımız var…
Hayal olmanın dayanılmaz hakikati

Hesapların tutmayacağı büyük hayallerin silik kahramanları,

Okuduğumuz hikayelerin arasına, kendimizle özdeşleştirdiğimiz insanların hayatlarını da bırakıyoruz ya hani; kitabı açınca kaldığımız yerden bir parça bulacakmışçasına bizi umutvar kılan hayaller; mutlak gücümüz kaybolmasın diye kapanamayan ya da bitemeyen kitaplar kadar yarım kalmış… Güzel şeyleri hep sona bırakıyoruz

Cebinde tek dal sigarayla evine girmiş birisinin gecenin hüznüne sınır biçemeyişi kadar çaresiziz. Efkarın boyutundan çok, ona hazırlıksızlığımız canımızı acıtan. Karakterden ruh alan bir insanın, karaktere ruh üfleyememesinin sancısını yaşıyoruz her defasında. Bizden bir parça bulamadığımız kitaplar, yenilerini okumaya mahkum ediyor. Varlık sahamıza bir yazarın mutlak şahitliğini istiyoruz. Yoksa bütün bu yalnızlık, sadece cinnete gebe kalırdı

İnsanlar mesela, neden bizden ayrı bir dünyanın esiri olurlar?

Güçsüz olunca bir anlam ifade edememe korkusu, kopmaz bağlarla geleceğe ve ona yönelik hayallere bağlıyor bizleri Geleceğin derinliksiz belirişine karşı, her zaman uzak olanından medet umuyoruz. Gerçekleşmeyen hayaller yenilerini hazırlıyor. Belki hiç değiştirmeden, sadece öteliyoruz.

Günü kurtaracak mutluluklar, yarını da kurtarır

Geleceğin güzel olabileceği umudu, bugünü yarına erteleyici bir tasavvurla dirilişe yöneliyor. “Güzel, güneşli günler”e zamanı uykuya tutturarak erişebileceğimize dair inanç, uyanıklık safhasında geçmişin acılarını perçinliyor. Sonra düşlere düşüşüyoruz. Bunca yıkıntının bir inşasının olamayacağına, “baştan beri bütün yenik düşenlerle aynı kışlakta” kalabileceğimize dair en ufak muştuya yer yok. Düşüncelerimize umutlarımızı geliştirtmekten gayrısını yüklemiyoruz. Dahası, tereddütlerimiz ve tedirginliklerimiz sadece hayallerin gelişinin mühletine adanmış vaziyette

Bir şeyler olsun artık. Bu umut fazla geliyor yoksa

Başarı hikayeleri, yüzümüzdeki anlık mutluluğu ve yaşamaya dair direncimizi oluşturan en büyük etken. Kimsenin başarısızlık kurgusu yok. Hayatlar bilmem nerelerden gelip neleri başarabilen insanların azimleriyle coşuyor. Ajanslar nice zorluklardan çıkagelmiş muğlak başarıların kahramanlarını dikta ediyor. Değer ve önem paradoksundan çok, bize dayatılanı elde etmek istiyoruz. Örnek olmak, ibret almaktan daha efdal hayatımızda. Herkes bir şeylerin ucundan tutup en tepede olmak istiyor. Başat aktörlüğe, rol modelliğe soyunuyoruz. Ölünce “iyi adamlar” olarak anılmak istiyoruz, hayatımızla başka insanlara dayatılacak kadar güçlü olalım istiyoruz

Erken yaşanılanlara geç kalmışlığımızı hangi yöntem gizleyebilir başkaca?

Mutsuzluk vaadi için çok hazırlıksızız. Başarısızlıklarımız, daha başlayamadığımıza dair bir düşüncenin arkasına iltica ediyor. Sözgelimi; eylüle yüklediğimiz tüm anlamlar sonbahara mahsusmuş gibi, yine gelecek yaza çağırıyor bizleri. Demincek yiten bir yazın hazinliğini düşünselliğimize iliştiremiyoruz. Yanıbaşımızda eylül, sebebimiz oluyor. Gitmekle kalmak arasında en zorlusu beklemekken, “cek ve cak” edatları cümlelerimize dış unsurmuş gibi sanki “vakitsiz bir ayrılığı planlanmış bir hüzne” bırakıyoruz hep, yediremiyoruz. Kendimizi uslayacak en büyük etken, ileride mutlak atlatacağımız üşengeçliğimiz…

Büyük işler başarabiliriz. Üşenmeye var mısın?

Muhabbete dahil olabilmek adına yüzeysel “fikir sahibi” olan bizler; marka takıntımızdan gelecek simsarlığımıza, popüler kültüre ayak uyduruşumuzdan katılımlarımıza – zevklerimize kadar bizi biz yapan etmenlerin birer hasadıyız. Gösterişe en yatkın taraf hep bizi cezbetmekte. Badelenmeye yönelik korkularımız toplumda aykırı ya da yalnız olmamızı gerektirecek tutumlardan alıkoyuyor. Dışlanmayı veya ötekileştirilmeyi göze alamıyoruz.

Hayallerimiz kalabalıktır. Ve bizler hep yalnızlığın ihtişamını arzularız

Her şeyin en iyisini bilmenin dayanılmaz kibrini yaşayanlar olarak, önem kaybetmemek için inandığımız gerçeklerden taviz verebilme imtiyazını kendimize “temel hak” sayıyoruz. Bu noktada haklılık, sadece üst bir kavram olarak -etkili olabilmek adına- olanca görkemini bir süreliğine sümenaltı edebileceğimiz basiretsizlikteki gerçekler yığını. Ama etkili olduğumuzda yastığın altından çıkarıp, parlatıp – cilalatıp insanların gözüne sokacağımıza dair en ufak kuşku da duymuyoruz. Kibrimiz gelecekteki –tanımadığımız- bize karşı daha ne sözler verebiliyor da,  belki de en masumu bu. Niyetin halisliği kisvesiyle eylemimiz, varlık safhamız tamamlandığında arzettiğimiz önemin evrensel kabullere ulaşmasıyla, haklılıklarımızı avazımız çıktığı kadar bağıracağımız kutsallığa dönüşecek. Ama şimdi:

Sonuca etki edemeyen her doğru -etkin olana değin- yanlışlanabildiği kadar bizden değildir.

Bunca yıllık hayaller, katedilen bütün mesafeler, kendimizden feda ettiğimiz tüm değerler umutların yeşermesini bekliyor. Kaybetme korkularından yanlışlanmalarımıza en ufak bir eleştiriye dahi tahammülümüz yok. Yargılayıcıların şahsımıza yönelik olumsuz tutumları, meşruiyetlerinin karmaşıklığınca hiçsenmeli

Bizim olduğumuz yerde başkasının varlığı, varlığının çokluğu kadar örtülmeye tabiidir. 

Bizim başarısızlık öykülerine ihtiyacımız var. Hayal ettiğimiz insanın hayal ettiklerimizi yapamayacağı bilinci sadece bizi uyandırabilir.  Ve dünya hayal edilemeyecek kadar tahmin dışıdır. Ve tahmin, istenilmeyecek kadar gerçekten uzaktır. Ve gerçek, doğrulandığı kadar hakikati oluşturur. Ve hakikat…

Hayalin en başına tekrar dönüyoruz. Sondan başlayacak ilahi bir nefesi haykırıyorum: Yüreğimize hakikatten başka takındığımız her pusula, sahipsiz hayallerimize kurban gittiğimiz binlerce katliamın habercisidir. En güçlü halimizle bir kez ölelim. Kirlenmişliğimizle diri olamayız artık, çok geç. Diri ölelim

Çünkü “Hira dinginliği”, sadece yakışıklı bir ölümü hak eder.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.